A+
A
A-
İçindekiler Əsas səhifə nur-az.com
Kitabın Adı: Nur'ul Kur'an Tefsiri-2
Yazar: Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani
Yayın Evi:
Basım Tarihi:
Sayfa Sayısı:
Baskı Sayısı:
Tiraj:
Geri   İleri


 

Caiz olan cinsel ilişki

 “Temizlendikleri zaman, Allah’ın size buyurduğu yoldan yaklaşın.” ayetin bu bölümü gerçekte kadınlar ile caiz olan ilişki türünü beyan etmektedir.

“Temizlendikleri zaman...”  cümlesinden de anlaşıldığı üzere kadınlar adetten temizlenir temizlenmez onlarla cinsel ilişkide bulunmanın hiç bir sakıncası yoktur. Zira bu cümle “hayz” kanının kirlilik ve eziyet olduğunu beyan eden cümlenin hemen ardında yer almıştır. Yani kadınlar, kirlilikten temizlenir temizlenmez bu sakınca da ortadan kalkmaktadır.

“Temizlendiklerinde” cümlesini kadınların gusletmesi diye tefsir etmek ayetin zahiriyle uyumlu değildir. Zira ayetin başlangıcında guslün farz oluşu hakkında hiç bir söz yoktur. Başka bir tabirle, “temizlenmelerine kadar”  cümlesinin zahiri hükmünce cinsel ilişkiyi kurmanın sakıncası sadece kadınların kirli olduğu süre zarfında geçerlidir ve netice ifade eden ve “fa” edatıyla başlayan “temizlendikleri zaman”  cümle ise önceki cümlenin anlamını ifade etmektedir. Yani kadın temizlendikten sonra bu yasak da ortadan kalkmaktadır. Bu da alimlerimizin fıkıhta kabul ettiği görüştür. Dolayısıyla fakihlerimizin de fetva verdiği gibi kadın adetten temizlendikten sonra gusletmeden önce de cinsel ilişkide bulunabilir.

Yukarıda verdiğimiz izahtan da anlaşıldığı üzere “temizlendiklerinde...” cümlesi bazılarının düşündüğünün aksine gusle delalet etmemektedir ve guslün farz oluşunun başka bir delili vardır.

“Allah’ın size buyurduğu yoldan...” cümlesi ise Allah-u Teala’nın emrettiği esasınca cinsel ilişki kurulmasını beyan etmektedir.  Bu cümle önceki cümleyi tekit etmektedir. Yani sadece kadınlar temiz olduğu halde cinsel ilişki kurabilirsiniz. Adetli olduğu müddetçe cinsel ilişki kuramazsınız. Ama ayetten daha geniş bir anlam çıkarmak da mümkündür. Yani kadın temizlendikten sonra cinsel ilişki Allah-u Teala’nın belirlediği çerçevede olmalıdır. Bu emir Allah-u Teala’nın hem tekvini (yaratışsal) hem de teşrii (yasama) emrini kapsamaktadır. Zira Allah-u Teala beşer türünün bekası için iki farklı cins arasında bir istek ve çekicilik yaratmıştır. Bu yüzden cinsel ilişki her iki tarafa da özel bir lezzet vermektedir. Ama kesin bilindiği gibi bundan hedef neslin bekasıdır. Bu çekicilik ve lezzet ise o hedefin önkoşulları konumundadır. Dolayısıyla cinsel lezzetler de neslin bekası yolunda olmalıdır. Bu yüzdendir ki bu tekvini emirden sapma anlamını taşıyan mastürbasyon, homoseksüellik ve benzeri (anal seks ve lezbiyenlik gibi) cinsel ilişki türleri yasaklanmıştır. Zira bunların hiç birisi cinsel ilişkide gözetilen hedefi temin etmemektedir ve bu hedef yolunda gerçekleşmemektedir. Ayrıca zaten bir çok zararları da söz konusudur.

“Allah şüphesiz daima tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.” 

Tevbe kelimesi günahtan dönüş ve Allah-u Teala’ya isyandan pişmanlık anlamındadır. Tevbenin üç temel esası vardır:

1- Geçmişte Allah-u Teala’ya isyan ettiğini bilmek

2- Günahtan pişman olmak,

3- Gelecekte bu günahı bir daha işlememeye ve geçmişini telafi etmeye karar vermek.

4- Herhangi bir insanda bu durum ortaya çıktığında o  geçekten tevbe etmiştir ve yaptığı işte tövbedir.

Tevbenin daha fazla açıklaması ve şartları, ilgili ayetlerde beyan edilmiştir. Bu ayette yer alan “tathir” kelimesinden maksat ise günaha bulaşmamak ve Allah-u Teala’ya isyandan uzak durmak anlamındadır.

Bu cümlenin ayetin sonunda zikredilmesinin sebebi de şudur: “Allah-u Teala adet gören kadınlarla cinsel ilişkiyi yasakladıktan sonra bazı kimselerin içgüdülerinin baskısı altında kalarak kendilerini kontrol edememesi ve Allah-u Teala’nın emrinin aksine günaha düşmesi olası olduğundan tevbe yolu da beyan edilmiştir. Böylece bu kimseler tevbe kapısının kapanmadığını görecek ve Allah-u Teala’nın rahmetinden ümit kesmeyeceklerdir. Bu yüzden tevbe ettikleri taktirde Allah-u Teala’nın muhabbet ve sevgisine erişebilecekleri beyan edilmiştir. Elbette başta kendini kontrol edip bu günaha düşmeyenler Allah-u Teala’nın sevgi ve lütfünde daha büyük bir paya sahiptirler.

 

نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلاَقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ (223)

223. Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önceden (salih amellerle) hazırlık yapın, Allah'tan sakının. O’na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu iman edenlere müjdele

 

Tefsir

Beşer türünü korumanın bir yolu

Bu ayette kadınlar bir tarlaya benzetilmiştir. Elbette bazıları için İslam’ın insanlığın yarısını teşkil eden kadınları tarlaya benzetişi ağır gelebilir. Oysa bu benzetmede çok ince nükteler mevcuttur. Gerçekte Kur’an-ı Kerim bu beyanıyla kadının insanlık toplumundaki varlık zaruretini betimlemektedir. Yani kadın sadece şehvetleri tatmin etme aracı değildir. Aksine beşer türünün hayatını devam ettirmenin yegane yoludur.

İnsan yaşamını sürdürmek için yemeğe muhtaç olduğu  ve yiyecek maddelerini ekip biçmeden yaşayamayacağı gibi beşer türünün bekası için de kadının varlığı zaruridir.

Bu söz kadına sadece bir şehvet aracı gözüyle bakanlara bir uyarı sayılmaktadır.

“Kendiniz için önceden (salih amellerle) hazırlık yapın.”

Bu cümle cinsel ilişkiden maksadın sadece lezzet ve şehvet olmadığına işaret sayılmaktadır. İmanlı kimseler bu ilişkiyi layık bir nesil yaratmak ve terbiye etmek için kurmalıdır. Bu mukaddes terbiye görevini manevi bir azık olarak yarını için şimdiden göndermelidir. Böylece Kur’an-ı Kerim eş seçiminde, neticesi salih çocuklar terbiye etmek ve insani/ toplumsal büyük bir azık temin etmek olan bir takım kaidelere uyması gerektiği noktasında uyarı yapmaktadır.

Peygamber’den (Allah’ın selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) şöyle rivayet edilmiştir:

 “insan ölünce şu üç şey dışında tüm amelleri kesilir: sadaka-i cariye, (cami, hastahane, okul, kütüphane, yazılan kitap, öğrenci terbiye etme ve salih çocuklar yetiştirme gibi toplumsal menfaatleri olan hayırlı eserler.) istifade edilen bir ilim ve kendisine dua eden salih bir evlat.” Bunlar ölümden sonrası için de insana faydalı olacak şeylerdir.

“Allah'tan sakının. O’na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu iman edenlere müjdele.”

Söz konusu olan cinsel ilişki oldukça önemli bir ilişki türüdür. İnsanın en çekici ve güçlü cinsel iç güdüsüyle yakından ilgilidir. Allah-u Teala bu cümlede insanı cinsel ilişkilere dikkat etmeye çağırmakta emirlerine teveccüh etmeye davet etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Allah'tan sakının.”

Daha sonra kıyamette Allah-u Teala ile mülakat edecekleri ve amellerinin neticelerini görecekleri hususunda insanları uyarmaktadır: “O’na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin.” Ayetin sonunda ise kendilerine maddi ve manevi bir hayat temin eden bu emirlere uyan imanlı insanlara müjde vererek şöyle buyurmaktadır: “Bunu iman edenlere müjdele!”

 

وَلاَ تَجْعَلُواْ اللّهَ عُرْضَةً لِّأَيْمَانِكُمْ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصْلِحُواْ بَيْنَ النَّاسِ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (224)

224. İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız hususunda, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir. 

 

Tefsir

Mecme’ul-Beyan, Ruh’ul-Beyan ve benzeri bir çok tefsirlerde bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle yer almıştır: Peygamber-i Ekrem’in (Allah’ın selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) ashabından Abdullah bin Revaha adında birinin kızıyla damadı arasında ihtilaf çıktı. Abdullah onların işini düzeltmeyeceğine dair yemin edince bu ayet indi ve bu tür yeminleri yasakladı.

Ayette geçen “eyman” kelimesi “yemin” kelimesinin çoğuludur, and ve yemin anlamına gelmektedir. Ayette geçen “urzeten” kelimesi ise “arz etme” veya “engel karar kılma” anlamındadır.

 

Mesajlar ve Nükteler

1- Yeminleri iyi işlere engel karar kılmayın.

2- Yeminleri sorumluluktan kaçış vesilesi karar kılmayın. Hayırlı işlerin sevabını böylece elden çıkarmayın.

3- Her münasebette Allah-u Teala’dan ve mukaddes adından istifade etmeye çalışmayınız. Bu iş bir tür küstahlık ve edepsizliktir.

İmam Sadık (Allah’ın selamı üzerine  olsun) şöyle buyurmuştur.”Doğru veya yalan yere Allah’a yemin etmeyiniz.”[115]

4- Yüce değerler ve hayırlı işler terk edilmemelidir.

5-Uyanık olunuz, Allah-u Teala sözlerinizi duymaktadır. Hatta söylemediklerinizi dahi bilmektedir. Tüm söz ve düşüncelerinize dikkat ediniz.

6- İnsanların arasını düzeltmek, iyilik ve takvalı olmak bir değerdir. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın mukaddesatına yemin etmek gerekçesiyle bu değerleri terk etmemek gerekir. Aslında bu işlerin değeri sebebiyle bu tür yeminler de doğru değildir.

 

لاَّ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِيَ أَيْمَانِكُمْ وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ (225)

225. Allah sizi rast gele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalplerinizin kazandığı (bilerek ve isteyerek yaptığı yeminler sebebiyle sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, hilim sahibidir. . 

 

Tefsir

Dikkatsizlik, gazap, düşüncesizlik, iradesizlik, gevezelik, acelecilik veya dil alışkanlığı sebebiyle söylenen yeminlerin hukuki  hiç bir değeri yoktur. Sadece dikkatli ve normal şartlarda hayır işleri için Allah-u Teala’nın mukaddes adıyla yapılan yeminler değer taşır ve insana sorumluluk yükler. İşte bu tür yeminler riayet edilmesi farz olan yeminlerdir ve bu yeminleri bozmak haramdır. Kefareti ise Maide suresinde beyan edildiği üzere [116] on fakiri doyurmak veya giydirmek veya bir köle azat etmek veya bütün bunlara gücü yetmediği taktirde üç gün oruç tutmaktır.

 

Nükte

İnsanın sorumluluğu irade ve seçimine bağlıdır. Allah-u Teala işte bu yüzden insanın normal olmayan şartlarda düştüğü hatalarını bağışlamaktadır.

 

لِّلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ فَإِنْ فَآؤُوا فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ (226) وَإِنْ عَزَمُواْ الطَّلاَقَ فَإِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (227)

226. Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay beklerler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder. 

227. Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir. 

 

Tefsir

Cahili bir adeti kınamak

Cahiliye döneminde kadın ve erkeğin ayrılması hususunda var olan ve İslam’ın talak hükmünün nüzulünden önce yeni Müslüman olanlar arasında devam ede-gelen adetlerden biri de cinsel ilişkiyi kurmamaya yemin etmek anlamına gelen “ila” adetiydi.

Cahiliye döneminde eşinden nefret eden kimse onunla cinsel ilişki kurmama hususunda yemin ediyordu. O bu insani olmayan yolla eşini büyük bir zorluğa düşürüyordu. Ne özgürce istediği kimse ile evlenebileceği şekilde resmen boşuyordu ve ne de bu şiddetli yeminden sonra barışıp bir eş olarak onunla yaşamaya yanaşıyordu.

Söz konusu ayet İslam’ın bu konuda teklifini beyan etmektedir. Bu teklife göre erkek dört aylık bir süre zarfında kadını bu zorluktan ve belirsizlikten kurtarmalıdır. Ya yemininden dönüp eşiyle yaşamaya karar vermelidir, ya da resmen onu boşayıp özgür bırakmalıdır.

Şüphesiz ki birinci yolu seçmek ve aile yuvasını korumak hem aklın kabul ettiği ve hem de Allah-u Teala’nın razı olduğu bir husustur. Bu yüzden ayetin sonunda şöyle buyurulmuştur: “Eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.” 

“Allah bağışlar ve merhamet eder.” cümlesi bu yemini bozup geri dönmenin günah olmadığına delalet etmektedir. Elbette ayetten de anlaşıldığı gibi yemin etmek güzel bir şey değildir. Ama eğer ayrılma kararı alır ve boşarsa bu taktirde bağış ve mağfirete erişeceği kesin değildir. Allah-u Teala bütün sırları bilmektedir. Kimin eşini sadece şehveti yüzünden ve kimin de icap ettiğinden boşadığını çok iyi bilmektedir. Allah-u Teala talakın zahiri uygulanışını duymakta; kalplerdeki amaç ve etkenleri de çok iyi bilmektedir. İşte bu yüzden de ayetin sonunda şöyle buyurmuştur: “Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir.”

Evet İslam “ila” hükmünü tümüyle iptal etmemiş ise de gerçekte etkilerini ortadan kaldırmıştır. Zira hiç kimseye “ila” ve yemin ile eşiyle cinsel ilişkide bulunmayı terk etmesine izin vermemektedir. Eğer “ila” yapan kimse hakkında bir müddet verilmiş ise de bu “ila” ve yemin ile evlilik haklarının iptal ettiği anlamında değildir. Cinsel ilişkinin şer’i bir farz olarak dört ayda bir lazım olduğu sebebiyledir. Elbette bu da kadının bu uzun müddet zarfında günaha düşme imkanının olmadığı taktirde geçerlidir. Aksi taktirde günaha düşme imkanı olan genç kadınlar hususunda bu cinsel ilişkiyi terk etme müddeti kısaltılmalı ve cinsel ihtiyaçları karşılanmalıdır.

 

Mesajlar ve Nükteler

1- Cahili ve hurafe adetleri ortadan kaldırmak temel bir ilke olarak peygamberlerin görevinin bir parçasıdır.

2- Eşinin haklarına, ruhsal ve içgüdüsel ihtiyaçlarına teveccüh etmek temel bir görevdir.

3- İnsan bazen en kötü işler için bile en mukaddes isimleri vesile karar kılmaktadır.

4- İnsanların dönüşü ve akıllıca bir karar almaları için bir fırsat gereklidir.

5- İslam mazlumların savunucusudur. Kadınlar tarih boyunca zulüm ve haksızlıkla karşı karşıya kalmışlardır. Kur’an-ı Kerim ise defalarca kadını savunmuştur.

6- İnsanları salim bir hayata teşvik etmek gerekir.”Eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.”  cümlesi de erkeğin hayata yeniden dönüşünün ilahi rahmet ve mağfirete erişim vesilesi olacağını bildirmektedir.

7- İslam boşanmayı bütün acılık ve çirkinliğiyle kabul etmektedir. Ama eşini belirsizlik içinde bırakmayı kabul etmemektedir.

8- Şehvet perestlik ve bir kadının yuvasını yıkan kararlardan uzak durmak gerekir. Allah-u Teala işiten ve bilendir.

 

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ (228)

228.”Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe iman etmişlerse, rahimlerinde Allah’ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların vazifeleri olduğu gibi, üstün hakları da vardır. (Ama) Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. hikmet sahibidir.”

 

Tefsir

Önceki ayette talaktan söz edilmişti. Bu ayette de boşanmanın bazı ilgili hükümleri beyan edilmektedir. Toplam olarak bu ayette beş hüküm beyan edilmiştir. Önce iddet hakkında şöyle buyurmaktadır: “Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler...”

“Kuru’” kelimesi kadının temizlik günleri anlamındadır. Boşanma, temizlik ve eşiyle cinsel ilişki kurmadığı bir halde gerçekleşmesi gerektiği için bu temizlik bir defa sayılmaktadır. Daha sonra iki defa adet görüp temizlendiğinde üçüncü temizlik sona erip adet başladığı an iddet bitmiş sayılır ve bu durumda evlenmek caizdir.

İkinci hüküm ise kadınların rahimlerinde olanları gizlemelerinin haram olduğudur. Eğer Allah-u Teala’ya ve ahirete inanıyorlarsa rahimlerinde olanı gizlememelidirler. Eğer Allah-u Teala’ya ve ahiret gününe iman etmişlerse, rahimlerinde Allah-u Teala’nın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir.

İlginç olan bir husus da genelde bizzat kadınların anladığı iddet günlerinin baş ve sonunu da kadınların uhdesine bırakmıştır ve onların sözünü senet kabul etmiştir.

Ayetten istifade edilen üçüncü hüküm ise “ric’i” talakın iddeti boyunca erkeğin dönme hakkına sahip olmasıdır. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Kadınların vazifeleri olduğu gibi, üstün hakları da vardır. (Ama) Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır.”

Kadın ric’i talakın iddetini beklerken erkek hiç bir teşrifata ihtiyaç duymaksızın hayatına yeniden başlayabilir ve dönüşünü ifade den herhangi bir söz veya davranışla bu anlama hayat verebilir.

Daha sonra dördüncü hükmü beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوف

“Kadınların vazifeleri olduğu gibi, üstün hakları da vardır.”

Dolayısıyla erkeklerin  kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde riayet etmeleri gereken bir takım hakları vardır. Kadın ve erkeğin cismi ve ruhi güçleri arasındaki derin ihtilaflara teveccühen evin yöneticiliği erkeğin, yardımcılığı ise kadınların omuzuna yüklenmiştir. Bu farklılık bazı kadınların manevi makamlar  ile ilim ve takva açısından erkeklerden üstün bir makama erişmesine engel teşkil etmemektedir.

“Maruf” kelimesi iyi, makul ve mantıksal iş anlamındadır ve bu ayetlerde de defalarca tekrar edilmiştir. Bu vesileyle kadın ve erkeklere uyarı yapılmış, birbirlerinin haklarına tecavüz etmemeleri hatırlatılmış, aile ilişkilerinin sağlamlaştırılması ve ilahi rızayetin kazanılması için birbirlerinin haklarına karşılıklı saygı duyulması istenmiştir.

Bilahare ayetin sonunda ise şöyle buyurulmuştur: “Allah güçlüdür. hikmet sahibidir.”

Bu ayet de ilahi hikmet ve tedbirin, herkesin toplumda yaratılış kanunlarının kendisine tayin ettiği ve ruh ve cismiyle uyum içinde olan bir takım görevleri yerine getirmesini gerektiğine işaret etmektedir. Allah-u Teala’nın hikmeti kadınların taşıdığı sorumlulukların yanı sıra bira takım kesin haklarının da olmasını gerektirmiş ve bu vesileyle görev ve hak arasında bir denge unsuru oluşmuştur.

 

الطَّلاَقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ وَلاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُواْ مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلاَّ أَن يَخَافَا أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَعْتَدُوهَا وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّهِ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ (229)

229. Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah’ın hudutlarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah’ın hudutlarını ikisi koruyamayacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mihrini bağışlayıp talak almasında) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah’ın hudutlarıdır, onları çiğnemeyin. Allah’ın hudutlarını çiğneyenler ancak zalimlerdir. 

 

Tefsir

Kadınlardan biri Peygamber-i Ekrem’in (Allah’ın selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) eşlerinin yanına gitti ve eşini şikayette bulundu. Eşi onu sürekli boşuyor, ardından dönüş yapıyor ve bu vesileyle onu zarar ve ziyana uğratıyordu. Cahiliye döneminde erkeklerin kadınlarını binlerce defa boşama hakkı vardı ve bu konuda hiç bir sınır gözetilmiyordu. Peygamber-i Ekrem (Allah’ın selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) bu şikayeti duyunca ayet nazil oldu ve talak sınırının üç defa olduğunu beyan etti.

Önceki ayette okuduğumuz üzere iddet ve dönüş kanunu aile ilişkilerini islah etmek, ayrılık ve tefrikaları önlemek içindi. Ama bazı yeni Müslüman olan kimseler cahiliye dönemi alışkanlıklarından dolayı bundan kötü istifade ediyordu. Eşini baskı altında tutmak için onu sürekli boşuyor ve ardından dönüş yapıyorlardı. İşte ilgili ayet inerek bu çirkin ve namertçe tarzı yasakladı. Ayet-i Kerime şöyle buyurmaktadır: “Boşanma iki defadır.” boşama ve dönüş iki defadır ve farklı oturumlarda gerçekleşmelidir.

Daha sonra da şöyle buyurulmaktadır:

“Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır.  Her iki defasında daya eşini güzellikle tutmalı, barışmalı,  ya da iyilikle terk etmeli ve ondan ayrılmalıdır.”

O halde üçüncü boşanmada artık dönüş yoktur. İki defa boşanma, barış ve dönüş gerçekleştikten sonra artık işi bitirmek gerekir.

İyilikle ayrılmaktan maksat kadının haklarının verilmesi, ayrıldıktan sonra arkasından kötü lafların edilmemesi, insanları ona karşı kötümse etmemesi, yeniden evlenmesine engel olmamasıdır. O halde ayrılık da iyilikle iç içe olmalıdır.

Bu yüzden ayetin devamında şöyle buyurulmuştur:

“İkisi Allah’ın hudutlarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden bir şey almanız size helal değildir.”

O halde erkek ayrıldıktan sonra kadına mihir olarak verdiği şeylerden hiç birini alma hakkına sahip değildir.

Ayetin devamında “hul’”[117] talakına işaret ederek şöyle demektedir: sadece bir durumda kadına verdiği mihrini geri alabilir. O da kadının birlikte yaşamak istemediği taktirde gerçekleşir. Eşler evlilikleri devam ettiği taktirde ilahi sınırları çiğnemekten korktukları taktirde söz konusudur.

“İkisi Allah’ın hudutlarını koruyamamaktan korkmadıkça...”

Daha sonra şöyle buyurulmaktadır:

“Eğer Allah’ın hudutlarını ikisi koruyamayacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mihrini bağışlayıp talak almasında) ikisine de günah yoktur.”

Burada ayrılığın kaynağı kadındır. Dolayısıyla da bu işin cezasını kadın ödemelidir. Böylece de kendisiyle yaşamak isteyen erkeğe kendi mihriyle başka bir eş alma imkanını tanımalıdır.

Ayetin sonunda bu ayette beyan edilen bütün hükümlere işaret edilerek şöyle buyurulmaktadır: Bunlar ilahi hudut ve sınırlardır, bu sınırları aşmayın, bu sınırları aşanlar zalimleridir.

 

Mesajlar

Boşanma sayısı evlilik sayısı esasıncadır. Yani her boşanmadan önce bir evliliğin olması gerekir. Dolayısıyla bir oturumda üç defada boşadım diyen kimse gerçekte bir talak vermiş olur. Çünkü sadece bir evliliği bitirmiştir. Bu yüzden Ehl-i Beyt (Allah’ın selamı üzerine  olsun) fıkhında şöyle yer almıştır: Bir kaç talak bir kaç oturumda gerçekleşmelidir. Her talaktan önce de bir evlilik gerekir. Bu birden fazla boşama, ayetin zahirinin delaletinin yanı sıra maslahata da en yakın olanıdır. Zira aile hayatının bir oturumda ve bir tek kararla ortadan kalkması doğru değildir.

1- Hayatın temin edilmesi erkeğin temkin ve idaresi ise  kadının görevidir. Bunlar ilahi hudutlardır.

2- Allah-u Teala’nın hududunu çiğneyenler zalimdir.

 “Allah’ın hudutlarını çiğneyenler ancak zalimlerdir.” 

 

فَإِن طَلَّقَهَا فَلاَ تَحِلُّ لَهُ مِن بَعْدُ حَتَّىَ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ فَإِن طَلَّقَهَا فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَن يَتَرَاجَعَا إِن ظَنَّا أَن يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ (230)

230. Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. (Eğer ikinci koca da) onu boşarsa, Allah’ın hudutlarını koruyacaklarını sanırlarsa (eski karı kocanın) birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilen kimseler için Allah’ın açıkladığı hudutlardır. 

 

Nüzul Sebebi

Kadının biri Peygamber-i Ekrem’in (Allah’ın selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) yanına gelerek şöyle dedi: “Ben amcam oğlu Rufaa’nın eşiyim, o beni üç defa boşadı, ben daha sonra Abdurrahman adında biriyle evlendim ve o da beni boşadı. Bu müddet boyunca aramızda hiç bir cinsel ilişki gerçekleşmeden ilk eşime dönebilir miyim?”

Peygamber (Allah’ın selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) olumsuz cevap vererek şöyle buyurdu: “İlk eşinle yeniden evlenmen, sadece yeni eşinle cinsel ilişki kurduktan sonra doğrudur.” Bunun üzerine söz konusu ayet nazil oldu.

 

Tefsir

Önceki ayette özet olarak ikinci boşamadan sonra kadın ve erkeğin ya barış ve ülfet yolunu seçmesi veya sürekli olarak birbirlerinden ayrılması gerektiği hatırlatıldı. Bu ayet gerçekte o hükme eklenen bir madde konumundadır. Bu ayet ise şöyle diyor: Ayrılık hükmü kadın başka biriyle evlenmediği taktirde ebedidir. Ama, kadın evlenir, cinsel ilişki kurar ve ardından boşanırsa bu taktirde isterse ilk eşiyle barışabilir ve yeni bir uyum içinde yaşayabilir. Bu taktirde de ilahi sınırlara saygı göstermelidirler ve bunun hiç bir sakıncası yoktur.

 

Mesajlar

1- Erkekler kendi yetkilerinden kötü istifade etmemeli ve her zaman için özgür ve irade sahibi olmadıklarını bilmelidirler. İmam Rıza’dan (Allah’ın selamı üzerine  olsun) şöyle buyurulduğu rivayet edilmiştir: “Talakı hafife almayın ve kadınlara zarar vermeyin.”[118] 

2-Herkes ilahi emirlerin hikmet ve sırlarını bilmemektedir. Bazıları bu emirlere şaşkınlık içinde bakabilir. Ama bu emirlerin sırları bilen kimseler için çok açıktır.”Bunlar, bilen kimseler için”



Geri   İleri
Go to TOP