A+
A
A-
İçindekiler Əsas səhifə nur-az.com
Kitabın Adı: El-Mizan Tefsiri 5
Yazar: Ayetullah Muhammed Hüseyin TABATABAİ (r.a)
Yayın Evi:
Basım Tarihi:
Sayfa Sayısı:
Baskı Sayısı:
Tiraj:
Geri   İleri


yorumlamak gerekir. Yoksa nazarı dikkate almamak ve merdut

bilmek daha doğru olur.

 

ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde, İbn-i Asakir Ali'den şöyle rivayet

eder: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Şam'da Kasiyun adı verilen bir

dağ var. Âdem'in oğlu, kardeşini orada öldürdü."

 

Ben derim ki: Bu rivayetin bir sakıncası yok. Fakat İbn-i Asakir,

bir başka kanaldan Ka'b el-Ahbar'dan şöyle rivayet etmiştir:

"Kasiyun dağındaki kan Âdem'in oğlunun kanıdır." Bir başka kanaldan

da Amr b. Habir eş-Şa'bani'den şöyle rivayet etmiştir:

"Deyr-ul Meran dağında Ka'b el-Ahbar'la beraberdim. Dağın bir yerinde

akan bir dere gördü. Dedi ki: Âdem'in oğlu burada kardeşini

öldürdü. Bu, öldürülen kardeşin kanının izidir. Allah onu âlemler için

bir ayet kılmıştır."

 

Bu iki rivayet gösteriyor ki, orada kalıcı bir iz vardı ve insanlar

onun öldürülen Habil'in kanı olduğunu söylüyorlardı. Öyle anlaşılıyor

ki, bu da asılsız bir hurafeydi. İnsanların dikkatini oraya çekmek,

ziyaret amacıyla adaklar ve hediyeler sunmalarını sağlamak

amacıyla uydurulmuştur. Taşlara işlenmiş el ve ayak izlerini ve

Cidde'deki "büyük anne" (Havva) kabrini bu tür hurafelere örnek

gösterebiliriz.

 

ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde, Ahmed, Buharî, Müslim, Tirmizi,

İbn-i Mace, İbn-i Cerir ve İbn-i Münzir'in İbn-i Mesud'dan şöyle rivayet

ettikleri belirtiliyor: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Haksız yere

öldürülen hiç kimse yoktur ki, ölümünün sorumluluğu Âdem'in ilk

oğlunun omuzlarına binmiş olmasın. Çünkü adam öldürme geleneğini

ilk o başlattı."

 

Ben derim ki: Bu anlamı içeren başka rivayetler, bunun dışındaki

kanallardan, hem Sünnî, hem de Şiî ravilerce aktarılmıştır.

el-Kâfi'de müellif kendi rivayet zinciriyle Hamran'dan şöyle

aktarır: "İmam Bâkır'a (a.s) dedim ki: 'Bundan dolayı

İsrailogullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana veya yeryüzünde

 

Mâide Sûresi 27-32............................................................ 541

 

şöyle yazdık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk

çıkarmaya karşılık olmaksızın bir canı öldürürse, bütün insanları

öldürmüş gibidir.' sözü ne anlama gelir? Sadece bir kişiyi öldürdüğü

hâlde, nasıl bütün insanları öldürmüş gibi kabul edilir?' Buyurdu

ki: 'Cehennemin en şiddetli azap görülen kısmına konulur. Eğer

bütün insanları öldürmüş olsaydı, buraya konulacaktı.' Dedim ki:

'Birini daha öldürse ne olur?' Dedi ki: Azabı katlanır." [Füru-u Kâfi,

c.7, s.271, h:1]

 

Ben derim ki: Şeyh Saduk Maan-il Ahbar adlı eserde, benzeri

bir rivayeti Hamran kanalıyla aktarır. [s.379, h:2]

"Dedim ki: Birini daha öldürürse ne olur?" sözünde, daha önce

yaptığımız açıklamaya yönelik bir işaret vardır. Ki orada bir kişiyi

öldürmenin vebalının, birkaç adamın öldürmenin vebalına eşit olması

sorunu üzerinde durulmuştu.İmam burada, "Azabı katlanır."

cevabını veriyor. Burada, "Kim, bir cana... karşılık olmaksızın bir

canı öldürürse..." ayetinde işaret edilen indirgeme olgusunun gerektirdiği

eşitliği gündeme getirmiyor. Çünkü azabın katlanması,

birin çoğa veya herkese eşit olmamasını gerektirir, şeklinde bir

problem ileri sürülemez. Böyle bir problemin ileri sürülmeyecek

olmasının nedenine gelince, konum eşitliği azabın türüyle ilgilidir.

O da, bir kişiyi öldürenle, iki kişiyi öldüren ve herkesi öldürenin cehennemin

aynı vadisine konulacak olmalarıdır. Nitekimİmamın

sözü de buna işaret ediyor: "Eğer bütün insanları öldürmüş olsaydı,

buraya konulacaktı."

 

Bizim bu açıklamamız, Ayyâşî'nin tefsirinde Hamran'dan, onun

da söz konusu ayetle ilgili olarakİmam Cafer Sadık'tan (a.s) aktardığı

rivayetçe de desteklenmektedir.İmam (a.s) buyurdu ki:

"Cehennemde bir yer var ki burası, cehennem azabının şiddet bakımından

ulaştığı son noktadır. Adam öldüren kişi oraya konur." -

Ravi diyor- dedim ki: "Ya iki kişiyi öldürürse?" şu cevabı verdi: "Ateşte,

bu yerden daha şiddetli azap veren bir yer olmadığını bilmez

misin? Bu azap, yaptığıyla orantılı olarak arttırılır..." [c.1, s.312-313,

h:84]

 

542 .......................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

İmamın (a.s) cevabında olumlamayla olumsuzlamaya birlikte

yer vermiş olması, bizim de rivayeti yorduğumuz amaca yöneliktir.

Şöyle ki: Birlik ve eşitlik azabın türüyle ilgilidir. Bu da konum birliğine

yönelik bir işarettir. Farklılık, şekil ve katilin tattığı azabın

mahiyeti bakımından söz konusudur.

 

Ayrıca Hannan b. Sudeyr'in İmam Cafer Sadık'tan (a.s) "Kim

bir canı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir." ayetiyle ilgili

olarak aktardığı şu sözler de bu yorumumuzu bir açıdan desteklemektedir:

"Cehennemde bir vadi var. Bir kimse bütün insanları

öldürse, oraya girer. Bir insanı öldürse, yine oraya girer." [c.1, s.313,

h:86]

 

Bu rivayette ayet, anlam olarak aktarılmış gibidir.

 

el-Kâfi'de, müellif kendi rivayet zinciriyle Fudayl b. Yesar'dan

şöyle aktarır: "İmam Bâkır'a (a.s), 'Kim de onu diriltirse, bütün insanları

diriltmiş gibi olur.' ayetini sordum. Buyurdu ki: 'Birini yangından

veya boğulmaktan kurtarması kastediliyor.' Dedim ki: 'Ya

birini sapıklıktan kurtarıp hidayete erdirirse?' Buyurdu ki: Işte bu,

ayetin en yüce yorumudur." [Usûl-ü Kâfi, c.2, s.210-211]

Ben derim ki: Bu hadisi Şeyh Tûsî el-Emalî adlı eserinde ve

Bar-kî, el-Mehasin adlı eserinde Fudayl'den, o daİmam Bâkır'dan

(a.s) ri-vayet etmiştir. Aynı hadis Semaa ve Hamran kanalıylaİmam

Cafer Sadık'tan (a.s) rivayet edilmiştir. [el-Emalî, c.1, s.230. el-

Mehasin, c.1, s.232, h:181 ve 182]

Sapıklıktan kurtarmanın ayetin en yüce yorumu olmasından

maksat, en ince, en özenli tefsiri olmasıdır. Çünkü Islâm'ın ilk çağlarında

"tevil" kelimesi çoğu yerde "tefsir"in eşanlamlısı olarak

kullanılırdı.

 

Yaptığımız açıklamayı destekleyen bir kanıt da Tefsir-ul

Ayyâşî'de Muhammed b. Müslim aracılığıylaİmam Bâkır'dan (a.s)

aktarılan rivayettir: "İmama (a.s), 'Kim, bir cana veya yeryüzünde

bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın bir canı öldürürse,

bütün insanları öldürmüş gibidir.' ayetini sordum. Buyurdu ki: 'Ona

ateşten bir oturak verilir ki, bütün insanları öldürmüş olsaydı,

 

Mâide Sûresi 27-32 ......................................................... 543

 

bundan fazla bir azaba çarptırılmayacaktı.'İmam devamla buyurdu

ki: 'Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur.'

Onu öldürmezse veya boğulmaktan ya da yangından kurtarırsa.

Bütün bunlardan daha büyük ve önemli olanı, onu sapıklıktan çıkarıp

hidayete ulaştırmasıdır." [c.1, s.313, h:87]

 

Ben derim ki: İmam "Onu öldürmezse..." sözünü, öldürülmeyi

hakkettiği hâlde öldürmezse, anlamında kullanmıştır. Kısasta örneğin.

 

Aynı eserde Ebu Basir'den, o daİmam Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet

eder: "İmama, 'Kim de onu diriltirse, bütün insanları

diriltmiş gibi olur.' ayetinin anlamını sordum. Buyurdu ki: Küfürden

çıkarıp imana ulaştırması kastedilmiştir." [c.1, s.313, h:88]

Ben derim ki: Bu anlamı içeren birçok rivayet Ehlisünnet kanallarında

da aktarılmıştır.

 

Mecma-ul Beyan tefsirinde deniliyor ki:İmam Bâkır'dan (a.s)

şöyle rivayet edilmiştir: "İsraf edenler (aşırı gidenler), haramları helâl

sayanlar ve kan dökenlerdir."

 

BİLİMSEL BİR YAKLAŞIM VE KARŞILAŞTIRMA

 

Tevrat'ın "Tekvin Kitabı"nın dördüncü babında şöyle deniyor:

"(1) Ve Âdem karısı Havvayı bildi; ve gebe kalıp Kaini doğurdu;

ve: Rabbin yardımı ile bir adam kazandım, dedi. (2) Ve yine kardeşi

Habili doğurdu. Ve Habil koyun çobanı oldu, fakat Kain çiftçi oldu.

(3) Ve Kain, günler geçtikten sonra, toprağın semeresinden

Rabbe takdime getirdi. (4) Ve Habil, kendisi de sürünü ilk doğanlarından

ve yağlarından getirdi. Ve Rab Habile ve onun takdimesine

baktı; (5) fakat Kaine ve onun takdimesine bakmadı. Ve Kain çok

öfkelendi, ve çehresini astı. (6) Ve Rab Kaine dedi: Niçin öfkelendin?

Ve niçin çehreni astın? (7) Eğer iyi davranırsan, o yükseltilmeyecek

mi? Ve eğer iyi davranmazsan, günah kapıda pusuya yatmıştır;

ve onun istediği sensin; fakat sen ona üstün ol. (8) Ve Kain,

kardeşi Habile söyledi. Ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman, Ka-

 

544 ......................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

in, kardeşi Habile karşı kalktı, ve onu öldürdü. (9) Ve Rab Kaine

dedi: Kardeşin Habil nerede? Ve dedi: Bilmiyorum; kardeşimin

bekçisi miyim ben? (10) Ve dedi: ne yaptın? Kardeşinin kanının

sesi topraktan bana bağrıyor. (11) Ve şimdi sen toprak tarafından

lânet edildin, o toprak ki kardeşinin kanını senin elinden almak için

ağzını açtı; (12) toprağı işlediğin zaman, artık sana kuvvetini

vermiyecektir; yeryüzünde kaçak ve serseri olacaksın. (13) Ve Kain

Rabbe dedi: Cezam taşınamıyacak derecede büyüktür. (14) Işte,

bugün toprağın yüzü üzerinden beni kovdun; ve senin yüzünden

gizli kalacağım; ve yeryüzünden kaçak ve serseri olacağım; ve vaki

olacak ki, her kim beni bulursa, beni öldürecektir. (15) Ve Rab ona

dedi: Bunun için Kaini her kim öldürürse, ondan yedi kere öç alınacaktır.

Ve Rab, her kim onu bulursa kendisini vurmasın diye, Kain

üzerine bir nişane koydu. (16) Ve Kain Rabbin önünden çıktı, ve

Adenin şarkında Nod diyarında oturdu." (Tevrat'tan alınan alıntı

burada sona erdi.)1

 

Âdem'in iki oğlunun kıssasının Kur'ân'daki şekli ise şöyledir:

(27) "Onlara Âdem'in iki oglunun gerçek haberini oku: Hani her

biri, Allah'a yaklaşmak için (bir şey) sunmuşlardı da birisinden

kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. (Ameli kabul edilmeyen,

kabul edilene) 'Seni öldürecegim.' demişti. (O da,) 'Allah

sadece takva sahiplerinden kabul eder.' dedi. (28) 'Andolsun ki,

eger sen beni öldürmek için bana elini uzatırsan, ben seni öldürmek

için sana elimi uzatacak degilim. Çünkü ben, âlemlerin

Rabbi olan Allah'tan korkarım. (29) Ben isterim ki sen, benim

günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş ehlinden olasın!

Zalimlerin cezası işte budur.' (30) Nefsi, kardeşini öldürme

hususunda yavaş yavaş ona boyun egdi. (Nihayet) onu öldürdü ve

------

1- [el-Mizan'ın Arapça orijinalinde, bu konuyla ilgili tüm alıntılar, Kitab-ı

Mukaddes'in Miladî 1935 yılında Cambridge'de basılan Arapça çevrisinden yapılmıştır.

 

Ancak biz, bu alıntıları direkt olarak Kitab-ı Mukaddes'in Türkçe çevirisinden

yapmayı daha uygun bulduk ve Kitab-ı Mukaddes Şirketi tarafından

1985 yılında İstanbul'da basılan Türkçe çevrisini esas aldık. -tatbik heyeti-]

 

Mâide Sûresi 27-32 ......................................................... 545

 

böylece ziyana ugrayanlardan oldu. Derken Allah, ona kardeşinin

cesedini nasıl gömecegini göstermesi için yeri eşeleyen bir karga

gönderdi. (Katil kardeş) 'Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup

da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim (ben)?' dedi

ve böylece pişman olanlardan oldu." (Mâide, 27-31)1

Şimdi bize düşen, kıssanın Tevrat'taki anlatımıyla Kur'ân'daki

anlatımı üzerinde düşünmek, sonra bunları karşılaştırmak ve bir

yargıya varmaktır.

 

Tevrat'ın anlatımından ilk gözümüze ilişen şey, yüce Allah'ın

yeryüzünde yaşayan bir varlık gibi tasvir edilmesidir. İnsan suretinde,

insanlarla içli dışlı olan, aralarında yaşayan herhangi bir insan

gibi insanlar lehinde ve aleyhinde hüküm veren birisi gibi gösterilmesidir.

Kıssanın Tevrat'taki bu versiyonuna bakılırsa, yüce Allah'a

herhangi bir insan gibi yaklaşılabilir, dokunulabilir, onunla

konuşulabilir. Bir şey uzak veya kaybolmak suretiyle O'ndan gizlenebilir

ve O yakını, görüneni görebildiği gibi uzağı ve görünmeyeni

göremiyor. Kısacası, O, her haliyle yeryüzünde yaşayan bir insan

gibidir. Bir farkla: O, irade ettiği zaman iradesini yürütebiliyor.

Hükmettiği zaman hükmünü yürürlüğe koyabiliyor. Tevrat ve Incil-

'in yüce Allah'la ilgili tüm anlatımları bu esasa dayanıyor. Hiç kuşkusuz

ulu Allah bu tür yakıştırmalardan münezzehtir, yücedir.

Tevrat'ta anlatılan kıssaya bakılırsa, insanlar o zamanlar, yüce

Allah'la beraber, yüz yüze yaşıyorlardı. Sonra Kain'den veya ondan

ve onun benzerlerinden gizlendi. Diğer insanlar eski hâlleri üzere

kaldılar. Oysa kesin kanıtlar şunu ortaya koyuyor ki, insan tek bir

türdür. Bütün bireyleri insanlık bakımından denk ve benzerdirler.

Yeryüzünde, dünyevî ve maddî bir hayat yaşamaktadırlar. Yüce Allah

ise, maddî niteliklerle, bu hallerle nitelendirilmekten münezzehtir.

Arazlarla ilintilen-dirilmekten, mümkünlükten, eksiklik ve

-------

1- Ayetleri burada yeniden vermemizin nedeni kıssanın Tevrat'taki versiyonu

ile Kur'ân'daki anlatımı arasında kolay ve sağlıklı bir karşılaştırma

yapabilmektir.

 

546 ........................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

sonradan olmalık gibi durumlara maruz kalmaktan yücedir.

Kur'ân'ın vurguladığı budur.

 

Kur'ân'da ise, kıssa bireylerin benzerliği esasına dayalı olarak

anlatılır. Bunun yanında Kur'ân, kıssaya ek olarak karganın gönderilişi

hikayesini de anlatır. Böylece insanın aşamalı olarak olgunluk

düzeyine ulaştığı gerçeğini ortaya koyar. Yaşamsal olgunluk derecelerinde

ilerleme kaydederken insanın duyu organları aracılığıyla

algılama ve buna bağlı olarak düşünme yöntemine dayandığını

anlatır.

 

Sonra iki kardeş arasındaki diyalogu aktarır. Maktulün insanîfıtrî

bilgilerle, tevhit, peygamberlik ve ahiret inancı gibi dinî marifetlerle

donanmış olduğunu ifade eder. Takva ve zulmü gündeme

getirir ki, bu ikisi ilâhî yasalar ve şer'î hükümler bazında etkin rol

oynayan faktörlerdir. Ardından kabul ve ret bazında, uhrevî ceza

hususunda adl-i ilâhînin etkin olduğunu belirtir.

 

Bunun akabinde katilin, yaptığı işten pişman oluşunu, dünya

ve ahirette hüsrana uğrayışını dile getirir. Bütün bunlardan sonra,

adam öldürmenin ne denli ağır bir cürüm olduğunu vurgulayarak,

bir kişiyi öldürmenin herkesi öldürmek gibi, bir kişiyi yaşatmanın

da herkesi yaşatmak gibi olduğunu anlatır.

 

 

Mâide Sûresi 33-40 ...................................................... 547

 

33- Allah ve Elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk

yapmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri ya asılmaları ya

elleri veya ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden

sürülmeleridir. Bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahirette

ise onlara büyük bir azap vardır.

 

34- Ancak, sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe e-

 

548............................................ El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

denler başka; bilin ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

 

35- Ey inananlar! Allah'tan korkun, O'na yol arayın ve O'nun yolunda

cihat edin ki, kurtuluşa eresiniz.

 

36- Şüphe yok ki inkâr edenler, eğer yeryüzünde olanların

hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da, kıyamet gününün

azabından kurtulmak için onu fidye verseler, kendilerinden kabul

edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.

 

37- Ateşten çıkmak isterler, ama oradan çıkacak değillerdir.

Onlar için sürekli bir azap vardır.

 

38- Hırsızlık eden erkek ve kadının, elde ettiklerine karşılık Allah

tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah üstündür,

hikmet sahibidir.

 

39- Kim yaptığı haksızlıktan sonra tövbe eder ve durumunu

düzeltirse, şüphesiz Allah rahmetiyle ona dönüp tövbesini kabul

eder. Çünkü Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

 

40- Göklerin ve yerin egemenliğinin Allah'a ait olduğunu bilmedin

mi? Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah'ın her

şeye gücü yeter.

 

AYETLERIN AÇIKLAMASI

 

Bu ayetler grubunun önceki ayetlerle bütünüyle bağlantısız

olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bundan önce sunulan Âdem'in

oğlunun kardeşini öldürmesi kıssası, bundan dolayı da yüce Allah'ın

İsrailoğullarına bir hükmü yazması, her ne kadar İsrailoğullarına yönelik

açıklamayı bütünleyici ve direkt olarak herhangi bir yaptırım

veya hüküm içermeksizin onların durumlarını açıklayıcı mahiyette

olsa da, içeriğinin bir gereği olarak, yeryüzünde bozgunculuk ve

hırsızlık yapan kimselere uygulanacak cezayı işleyen bu ayetlerle

bir şekilde ilintili olduğu açıktır.

 

"Allah ve Elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk

yapmaya çalışanların cezası" Ayetin orijinalinde geçen "fesad" keli-

 

Mâide Sûresi 33-40 ..................................................... 549

 

mesi, cümle içinde "hâl" yerine kullanılan bir mastardır. Allah ile

savaşmak gerçek anlamı itibariyle imkânsızdır. Dolayısıyla bu kullanımda

mecazî anlamda kullanıldığı açıktır. Bununla beraber, geniş

bir anlama sahip bir kavram olarak, şeriatın öngördüğü herhangi

bir hükme karşı çıkmayı, zulüm işlemeyi ve aşırı gitmeyi ifade

eder. Fakat, Resulullah'ın da eklenmesi gösteriyor ki, burada,

Resulullah'ın da etkinliğinin söz konusu olduğu bazı olaylar

kastediliyor.

 

Dolayısıyla, bununla Resulullah'ın (s.a.a) yüce Allah tarafından

ve-lâyet (yöneticilik) hakkına sahip kılındığı kimi etkinliklerin iptal

edilişinin kastedildiği belirginlik kazanıyor. Kâfirlerin Peygambere

(s.a.a) savaş açmaları ve Peygamberin egemenliğinin somut göstergesi

olan genel güvenliğin kimi eşkiyalar tarafından ihlâl edilmesi

gibi. ifadenin hemen ardında, "ve yeryüzünde bozgunculuk

yapmaya çalışanlar" ifadesinin yer alması da, bu anlamın

kastedildiğini pekiştiriyor. Bu da, yol kesmek suretiyle genel güvenliği

bozarak yeryüzünde bozgunculuk yapmaktır.

 

Dolayısıyla mutlak olarak "Müslümanlarla savaşma" durumunun

kastedildiğini söyleyemeyiz. Kaldı ki, ortada bizi böyle bir çıkarsamayı

kabul etmeye zorlayan somut bir örnek vardır. Şöyle ki:

Peygamberimiz (s.a.a) kendisiyle savaşan kâfirlere üstünlük sağlayıp

onları yenilgiye uğrattıktan sonra, onlara karşı öldürme, asma,

organlarını kesme veya sürgün etme gibi bir uygulamaya

gitmemiştir.

 

Öte yandan, hemen sonrasındaki ayetin içerdiği istisna, bu savaşmaktan

maksadın sözü edilen bozgunculuk olduğuna ilişkin

somut bir karine konumundadır. Çünkü bu istisna açık bir şekilde,

sözü edilen tövbenin savaşma durumuyla ilgili olduğunu gösteriyor,

şirk veya benzeri bir günahla değil.

Dolayısıyla ayetten anlaşıldığı kadarıyla savaşma ve bozgunculuk

yapmaktan maksat, genel güvenliği, kamu güvenliğini bozmaktır.

Genel güvenlik de, genel bir korku meydana getirip onu

genel güvenliğin yerine etkin kılmak suretiyle bozulur. Genellikle

 

550 ............................................. El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

ve doğal olarak böyle bir durum, ancak doğaları gereği ölüm tehdidini

ifade eden silâhlar aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Nitekim,

bundan dolayı hadislerde yeryüzünde bozgunculuk yapma "kılıç

çekme" gibi nitelemelerle anılmıştır. Inşallah bundan sonraki

hadisler bölümünde buna değineceğiz.

 

"ancak öldürülmeleri ya asılmaları..." "et-Taktil, et-taslib ve ettakti'"

kelimeleri "el-katl, es-salb ve el-kat'" kelimelerinin tef'il kalıbına

uyarlanmış şekilleridir. Bu kalıbın özelliği, kök anlamda şiddeti

veya artışı ifade etmesidir. Ayetin orijinalinde "ya" anlamını

verdiğimiz "ev" edatı, sayılan cezaların tümüne karşılık bunlardan

sadece birinin uygulanacağını anlatmaya yöneliktir. Sıralama veya

sayılan cezalardan birinin tercihi, tavır veya söylem nitelikli dışsal

bir karineye göre belirlenir. Çünkü ayet, bu açıdan bir ölçüde

mücmel bir anlatıma sahiptir ve ancak hadisler bu kapalılığı giderebilir.

Ileride göreceğimiz gibi, Ehlibeytİmamlarından (a.s) aktarılan

hadislerde ayette sayılan bu dört cezanın bozgunculuğun derecesine

göre düzenlenmiş olduğu belirtilmiştir. Birinin kılıç çekerek,

bir cana kıyıp bir malı gasp etmesi veya sadece bir adamı öldürmesi

ya da sadece bir malı gasp etmesi yahut sadece kılıç çekmesi

gibi. Inşallah gelecek ha-disler bölümünde bu ayrıntıları ele

alacağız.

 

"Ya elleri ve ayaklarının çapraz kesilmesi" Çapraz kesmekten

maksat, ellerden kesilenin ayaklardan kesilenin karşıtı olmasıdır.

Sağ el ve sol ayak gibi. Bu da gösteriyor ki, ellerin ve ayakların kesilmesinden maksat, tümünün değil, bir kısmının kesilmesidir.

Çapraz olmaları gözetilerek bir elin ve bir ayağın kesilmesi yani.

"Veya bulundukları yerden sürülmeleridir." Sürmek, kovmak

ve gözden kaybolmasını sağlamaktır. Hadislerde, bir beldeden

başka bir beldeye kovmak şeklinde açıklanmıştır.

Ayetle ilgili olarak başka fıkhî meseleler de ele alınmıştır. Fıkıh

kitaplarında bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler edinilebilir.

 

"Bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Ahirette ise, onlara bü-

 

Mâide Sûresi 33-40 ........................................... 551

 

yük bir azap vardır." Rezillik, utanç verici, yüz kızartıcı bir duruma

düşmektir. Dolayısıyla kastedilen anlam açıktır.

Bu ayetten hareketle, suçlu bir kimseye ceza uygulamanın,

ahiret azabının ortadan kalkmasını gerektirmediği

çıkarsamasında bulunulmuştur. Ki bir yere kadar doğru bir çıkarsamadır

bu.

"Ancak sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler başka..."

Bu gibi suçlular yakalanıp suçu işlediklerine dair kesin kanıtlar

ortaya konduktan sonra, cezanın düşmesi söz konusu olmaz.

"Bilin ki Allah, bagışlayandır, esirgeyendir." ifadesi, onlara yönelik

cezanın kaldırılmasına ilişkin bir kinayedir. Dolayısıyla bu ayet, uhrevî

olmayan hususlarla ilgili olarak bağışlamayı ele alan

açıklamaların bir örneğidir.

 

"Ey inananlar! Allah'tan korkun, O'na yol arayın..." Ragıp elIsfahanî

"el-Müfredat" adlı eserinde der ki: "Vesîle, bir şeye istekle

ulaşma demektir. Istek anlamını da içermesinden dolayı

"vasîle"den daha özel bir anlamsal alanı kapsamaktadır. Yüce Allah:

"Ona yol (vesile) arayın." buyurmuştur. Allah'a yol aramak,

gerçek anlamıyla, bilgi ve ibadet aracılığıyla O'nun yolunu

gözetmek, şeriatın değerleriyle bezenmektir. Dolayısıyla O'na yol

(vesile) aramak, O'na yaklaşmak gibi bir anlam ifade etmektedir".

Buna göre "vesile" bir tür ulaşma anlamına gelir. Ki kastedilen,

Rab ile kulu birbirine bağlayan manevî bir ulaşma ve kavuşmadır.

Kul-luk kastı taşıyan boyun eğmeden başka kulu Rabbine bağlayan

her-hangi bir bağ söz konusu olmadığına göre de vesile, kulluk

gerçeğini yerine getirmek, zayıflık ve fakirlik nitelikleriyle ulu Allah'a

yönelmek demektir. Kulu Rabbine bağlayan rabıta anlamındaki

vesile budur. Ilim ve amele gelince, bunlar vesilenin gerekleri

ve araçlarıdır. Ki bu husus gayet açıktır. Ancak ilim ve amel bu durumu

ifade etmek için kullanılırsa başka.

 

Buradan hareketle anlıyoruz ki: "O'nun yolunda cihat edin..."

ifadesiyle, hem nefse karşı, hem de kâfirlere karşı verilen mücadeleyi

kapsayan genel cihat kastedilmiştir. Cümle kendisinden ön-

 

552 ............................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

ceki vesile arama meselesiyle bağlantılı olduğundan, "vesile arama"



Geri   İleri
Go to TOP