A+
A
A-
İçindekiler Əsas səhifə nur-az.com
Kitabın Adı: El-Mizan Tefsiri 5
Yazar: Ayetullah Muhammed Hüseyin TABATABAİ (r.a)
Yayın Evi:
Basım Tarihi:
Sayfa Sayısı:
Baskı Sayısı:
Tiraj:
Geri   İleri


melekler." Bu ifade Mesih'in (a.s) tanrılığını olumsuzlayan bir

diğer kanıt. Ister oğul, isterse üçün üçüncüsü şeklinde tasavvur edilsin,

onun tanrİsal bir özelliği yoktur. Çünkü Mesih, Allah'ın kuludur,

hiçbir zaman O'na kul olmaktan ve O'na kulluk etmekten

çekinmez. Hıristiyanlar da bu gerçeği inkâr etmiyorlar. Bu gün onların

elinde bulunan Incillerde, Mesih'in Allah'a ibadet ettiği açıkça

ifade edilmektedir. Oysa tanrıyla aynı nitelikte olan oğlun ibadetinin

ne anlamı vardır? Bir kimsenin kendisine ya da üçten biri olanın

varlık olarak hepsine denk düştüğü üçlüye ibadet etmesi anlamsızdır.

Hz. İsa (a.s) ile ilgili konularda bu kesin kanıt hakkında

geniş bilgiler sunduk.

 

"ne de Allah'a yakınlaştırılmış melekler..." Bu, hükmün melekleri

de kapsayacak şekilde genelleştirilmesine dönük bir ifadedir.

Çünkü bu kanıt İsa gibi onlar hakkında da geçerlidir. Bazı müşrik

toplulukları -Arap müşrikleri gibi- onların Allah'ın kızları olduk-

 

Nisâ Sûresi 170-175 .................................................. 261

 

larını ileri sürüyorlardı. Buna göre bu cümle, söz gelişi yani söz sözü

getirir sanatına örnek oluşturmaktadır.

"Ne Mesih, Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Allah'a yakınlaştırılmış

melekler." ifadesinde, Hz. İsa'nın (a.s) "Mesih=kutsal",

meleklerin de "mukarrebîn=yakınlaştırılmış" olarak nitelendirilmiş

olması, sıfat anlamını içeriyor olmaları hasebiyle konunun nedenine

ve gerekçesine işaret etmektedir. Demek isteniyor ki: İsa, Allah'a

ibadet etmekten çekinmez. Nasıl çekinsin ki, o kutsal Mesih'tir.

Yaklaştırılmış melekler de öyle! Eğer kul olmaktan çekinmeleri

ihtimali olsaydı, Allah onu (İsa'yı) kutsamaz, onları (melekleri)

da yakınlaştırmazdı. Yüce Allah, bir yerde Mesih'i de "yaklaştırılmış"

olarak nitelendirir: "Dünyada da, ahirette de onurlu, saygın

ve Allah'a yakınlaştırılanlardandır." (Âl-i Imrân, 45)

 

"Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, (bilsin ki) O, onların

hepsini kendi huzuruna toplayacaktır." Bu ifade, Mesih ve meleklerle

ilintili hâl cümlesi konumundadır. Öbür yandan, önceki yargıyı

da gerekçelendirmektedir. Demek isteniyor ki: Mesih ve yakınlaştırılmış

melekler, nasıl kul olmaktan çekinirler? Oysa O'na kul olmaktan

çekinenler, O'na ibadet etmekten kaçınan insanlar, cinler

ve melekler, topluca O'nun huzuruna geleceklerdir. Yapıp ettiklerinin

karşılığını eksiksiz alacaklardır. Gerek Mesih, gerekse melekler

bunu bilirler, buna inanırlar ve bu tür olumsuz bir akıbete düşmemek

için korunurlar.

 

"Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa..." ifadesinin,

"İsa ve yakınlaştırılmış meleklerin O'na ibadet etmekten çekinenlerin

O'nun huzurunda toplanacaklarını bilirler." anlamında olduğunun

kanıtı, "büyüklük taslarsa..." sözüdür. Bu sözle, "Kim...

çekinirse" ifadesi kayıtlandırılmıştır. Çünkü kulluk sunmaktan çekinme,

büyüklük taslamaktan kaynaklanmıyorsa -cahillerin ve

mustazafların durumunda olduğu gibi- tek başına ilâhî gazabı gerektirici

olmaz. Mesih ve meleklerse, şayet kulluktan çekinirlerse,

bu tavırları ancak büyüklük taslamaktan ileri gelebilir. Çünkü onlar

Rablerinin yüce konumunu bilirler. Bu yüzden, ifadenin onlarla ilgi-

 

262 ........................................ El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

li kısmında, sadece "kulluktan çekinme"den söz edilmiş [ve şöyle

buyrulmuştur: "Ne Mesih, Allah'a kul olmaktan çekinir, ne de Allah'a

yakınlaştırılmış melekler."] Dolayısıyla bu ifadenin, "Kim O'-

na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa..." cümlesiyle gerekçelendirilmesi,

onların O'na ibadetten çekinenlerin, O'nun huzurunda

toplanacaklarını bildikleri anlamını ifade ettiğini gösterir.

"hepsini" yani iyi, kötü herkesi. Bu ifade, "İnanıp iyi işler yapan-

lara gelince..." diye başlayan hemen sonraki ayetin içerdiği

ayrıntılandırma durumuna ortam hazırlamaktadır.

 

"Onlar kendileri için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı

bulurlar." Bu ifade, Mesih'in ve meleklerin ilâhlıklarına ilişkin olarak

ileri sürülen iddialara bir karşılık olarak dost ve yardımcı ihtimalini

olumsuzlama amacına yöneliktir.

 

"Ey insanlar! Rabbinizden size kesin delil geldi ve size apaçık bir

nur indirdik." Ayetin orijinalinde geçen ve "kesin delil" olarak anlamlandırdığımız "burhan kelimesiyle ilgili olarak Ragıp el-Isfahanî

der ki: "Burhan, kanıtlama amaçlı açıklama demektir. 'Ruc-han' ve

'sunyan' gibi, 'fu'lan' kipinden gelir. Bazılarına göre bu kelime,

'berehe-yebrehu=beyaz oldu' fiilinin mastarıdır." (Rağıptan aldığımız

alıntı burada son buldu.) Dolayısıyla bu kelime, hangi kökten

ve hangi kalıptan olursa olsun mastardır. Kimi durumlarda, özellikle

delil ve kanıt anlamında kullanıldığında fail anlamını ifade eder.

Nurdan maksat, Kur'ân'dır kuşkusuz. Bunun kanıtı da, "size...

indirdik." ifadesidir. Burhan kelimesi ile de bunun kastedilmiş olması

mümkündür. Bu durumda, her iki cümle birbirini desteklemekte,

her biri diğerini pekiştirmektedir.

 

Bununla (nurla) Peygamber efendimizin (s.a.a) kastedilmiş

olması da mümkündür. Tefsirini sunduğumuz ayetin, Peygamberin

sunduğu rİsaletin doğruluğunu ve Kur'ân'ın Allah katından inen bir

kitap olduğunu açıklamaya dönük ayetler grubunun sonrasında

yer almış olması bu ihtimali güçlendirmektedir. Çünkü ayet, bu akışın

bir ayrıntısı görüntüsü vermektedir. Bu ihtimali, bir sonraki

ayette yer alan, "tutunanlar" ifadesi de güçlendirmektedir. Daha

 

Nisâ Sûresi 170-175 ..................................................... 263

 

önce, "Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdogru

yola iletilmiştir." (Âl-i Imrân, 101) ayetini tefsir ederken "tutunmak"

tan maksadın, Allah'ın kitabını izlemek ve Resulullah'a

(s.a.a) uymak olduğunu belirtmiştik.

 

"İşte Allah'a inanıp O'na sımsıkı tutunanları" Bu ifade, Rabbinin

sunduğu kanıt nitelikli açıklamaya ve katından indirdiği nura tâbi

olanların alacakları ödülü açıklama amacına yöneliktir.

Bu ayet, inanıp salih ameller işleyenlerin sevabını açıklamaya

yönelik önceki ayete yani, "İnanıp iyi işler yapanlara ecirlerini eksiksiz

ödeyecek ve onlara lütfunu daha da artıracaktır." ayetine

işaret ediyor gibidir. Belki de bu yüzden, incelediğimiz ayette kanıta

ve nura tâbi olma buyruğuna aykırı hareket edenlerin cezasına

işaret edilmemiştir. Çünkü önceki ayette buna aynen değinilmiştir.

Dolayısıyla bu ayette tâbi olanlara verilecek karşılığın, öteki ayette

tâbi olanlar için öngörülen ödülün aynısı olduğu belirtildikten sonra,

ikinci bir tekrara gerek görülmemiştir. Çünkü ortada iki grup

vardır: Tâbi olanlar ve karşı çıkanlar.

 

Buna göre, incelediğimiz ayetteki "kendi katından bir rahmetin

ve lütfun içine alacak..." ifadesi, öteki ayetteki "ecirlerini eksiksiz

ödeyecek..." -yani, onları cennete götürecek- ifadesine tekabül

etmektedir. Bu ayetteki "lütuf"un karşılığı, öteki ayetteki

"onlara lütfunun daha da fazlasını artıracaktır." ifadesidir. "Onları

kendisine (varan) dogru bir yola iletecektir." cümlesine gelince,

bu, ayette sözü edilen Allah'a sarılmanın bir sonucudur. Nitekim

bir ayette şöyle buyrulmuştur: "Kim Allah'a sımsıkı tutunursa,

şüphesiz o, dosdogru olan yola iletilmiştir." (Âl-i Imrân, 101)

 

264 ..................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

 

Nisâ Sûresi 176 .......................................................................

 

 

176- Senden fetva istiyorlar. De ki: Ana-babası ve çocuğu olmayan

kimsenin mirası hakkında Allah size şöyle fetva veriyor:

Eğer çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse (erkek kardeş)

ölürse, bıraktığının yarısı o kız kardeşindir. Fakat (ölen) kız kardeşinin

çocuğu yoksa, erkek kardeş ona tamamen vâris olur. Eğer

ölenin iki kız kardeşi varsa, (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte

ikisi onlarındır. Ve eğer vârisler erkek-kadın birçok kardeşler olursa,

erkeğin payı iki kızın payı kadardır. Şaşırırsınız diye Allah size

açıklıyor. Allah her şeyi bilendir.

 

AYETIN AÇIKLAMASI

 

Bu ayette, sünnetin açıklamasından da anlaşıldığı kadarıyla

anne-baba bir ya da yalnız baba bir olan "kelâle"nin yani, annebabası

ve ço-çuğu olmayan kimselerin miras alma hükmü açıklanıyor.

Yine Peygamberimizin (s.a.a) açıklamasından anlaşıldığı

kadarıyla, surenin girişinde işaret edilen miras paylaşımı ise, anne

tarafından bir olan kelâ-le'nin miras alması ile ilgilidir. Bunun kanıtı,

burada zikredilen feraizin (payların) orada zikredilenden daha

fazla olmasıdır. Yine ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla mirasta erkeklerin

payı kadınların payından daha fazladır.

 

"Senden fetva istiyorlar. De ki: Ana-babası ve çocuğu olmayan kim-

 

Nisâ Sûresi 176 ............................................................. 265

 

senin mirası hakkında Allah size şöyle fetva veriyor." Nisâ suresinin

akışı içinde fetva istemenin, fetvanın1 ve kelale2 kavramının anlamı

üzerinde çeşitli bilgiler sunduk.

"Çocugu olmayıp..." Yalnızca çocuk sözcüğünün mutlak olarak

ifade edilmesinden anlaşıldığı kadarıyla burada genel olarak hem

erkeği, hem de kadını kapsayan bir hüküm söz konusudur.

 

Mecma-ul Beyan tefsirinde deniliyor ki: "Bunun anlamı şöyledir:

Çocuğu ve babası yoksa... Babayı da bu kapsama aldık. Çünkü bu

hususta görüş birliği vardır." [Mecma-ul Beyan'dan alınan alıntı burada

son buldu.]

 

Eğer anne-babadan birinin varlığı varsayımı esas

alınsaydı, ayette mutlaka onun payına işaret edilirdi. Böyle bir işaret

olmadığına göre, her ikisinin yokluğu esas alınarak hüküm açıklama

yönüne gidilmiştir.

"kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktıgının yarısı o kız

kardeşindir. Fakat (erkek kardeş, ölen) kız kardeşinin çocugu

yoksa, kendisi ona tamamen vâris olur." Burada kız kardeşin erkek

kardeşin mirasından, erkek kardeşin de kız kardeşin mirasından

alacağı paya işaret ediliyor. Buradan hareketle kız kardeşin

kız kardeşten, erkek kardeşin erkek kardeşten kalan mirastan alacağı

pay da belirlenmiş oluyor. Çünkü eğer bu sonuncular için

başka bir paylaşım şekli söz konusu olsaydı, mutlaka ondan söz

edilirdi.

 

Ayrıca, "Fakat... erkek kardeş ona tamamen vâris olur." ifadesiyle

demek isteniyor ki: Eğer tersi olursa, yani erkek kardeş kız

kardeşin yerinde olursa, mirasın tümünü alır. Üstelik, iki kız kardeşin

ve erkek kardeşlerin payını açıklayan "Eger ölenin iki kız kardeşi

varsa, (erkek kardeşlerinin) bıraktıgının üçte ikisi onlarındır.

Ve eger vârisler erkek-kadın birçok kardeşler olursa, erkegin payı

iki kızın payı kadardır." ayetinde, ölenin erkek veya kadın olması

kaydına yer verilmemiştir. Dolayısıyla ölenin erkek veya kadın ol-

-------

1- [bkz. c.5, Nisâ suresi, ayet: 127.]

2- [bkz. c.4, Nisâ suresi, ayet: 12, s.305]

 

 

266 ........................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

masının, miras pay-ları üzerinde bir etkinliği yoktur.

Ayetin açıkladığı; bir kız kardeşin, bir erkek kardeşin, iki kız

kardeşin ve erkek-kadın karışık kardeşlerin payıdır. Geri kalan yakınların

payı da bundan hareketle belirlenebilir. Buna göre, iki

kardeş mirasın tamamını alırlar ve aralarında eşit bir şekilde paylaşırlar.

Bunu, bir kardeşin mirasın tümünü almasından çıkarıyoruz.

Bu ihtimallerden biri, bir erkek ve bir kız kardeşin bulunması

durumudur. "Kardeşler" ifadesi bu ihtimali de kapsar. Nitekim bu

surenin giriş kısmında buna işaret edilmiştir. Buna göre, "Ve eger

vârisler erkek-kadın birçok kardeşler olursa..." ifadesi bu ihtimali

de içermektedir. Kaldı ki, sünnet [Peygamberimizden (s.a.a) nakledilen

hadisler] bu ihtimallerin tümünü açıklamaktadır.

Burada sözü edilen paylar, ölenin sadece babasız ya da sadece

annesiz ve babasız olması durumunda geçerlidir. Fakat bu şekilde

ölen kişinin ana-baba bir kız kardeşi ve baba bir kız kardeşi

varsa, baba bir kız kardeşi mirastan pay almaz. Surenin giriş kısmındaki

ilgili ayeti tefsir ederken bu hususta açıklamalarda bulunduk.

"Şaşırırsınız diye Allah size açıklıyor." Yani, şaşırmanız korkulur

veya şaşırmayasınız diye Allah size açıklıyor demek isteniyor. Bu

tarz bir kullanımın Arapçadaki örnekleri çoktur. Amr b. Gülsüm

şöyle der:

"Bizi küçük düşürüp alay etmenizden korkuyoruz (veya alay

etme-yesiniz) diye, size ziyafet vermek için acele ettik."

 

AYETİN HADİSLER IŞIĞINDA AÇIKLAMASI

 

Mecma-ul Beyan adlı tefsirde, Cabir b. Abdullah el-Ensari'den

şöyle rivayet edilir: "Bir ara hastalandım. Dokuz -ya da yedi- tane

kız kardeşim vardı. Peygamberimiz (s.a.a) beni ziyarete geldi, yüzüme

üfledi. Kendime geldim, dedim ki: 'Ya Resulallah, kız kardeşlerime

malımın bütününden üçte iki pay ayırayım mı?' Buyurdu ki:

'Bundan daha iyisini yap.' Dedim ki: 'Malımın bir bölümünü mü ayırayım?'

Buyurdu ki: 'Bundan daha iyisini yap.' Sonra yanımdan

 

Nisâ Sûresi 176 ............................................................ 267

 

ayrılıp gitti. Giderken geri dönerek bana şöyle dedi: Ey Cabir, senin

bu hastalıktan öleceğini sanıyorum. Fakat Allah, senin kız kardeşlerinin

alacağı payla ilgili bir ayet indirerek onlara iki kere üçte birlik

bir pay ayırdı."

Raviler demişlerdir ki: "Cabir, bu ayet benim hakkımda indi, derdi."

Buna yakın bir rivayet de ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde yer alır.

 

ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde, Ibn-i Ebi Şeybe, Buharî, Müslim,

Tirmizi, Nesai, Ibn-i Dureys, Ibn-i Cerir, Ibn-i Münzir ve Beyhaki -ed-

Delail adlı eserde- Bera'dan şöyle rivayet ederler: "Bir bütün olarak

inen en son sure, Tevbe suresidir. En son inen ayet de, Nisâ

suresinin sonunda yer alan, 'Senden fetva istiyorlar. De ki: Anababası

ve ço-cugu olmayan kimsenin mirası hakkında Allah size

şöyle fetva veriyor...' ayetidir."

 

Ben derim ki: Aynı eserde yer alan birçok rivayette belirtildiğine

göre, Resulullah (s.a.a) ve ashap bu ayeti "Sayf Ayeti=Yaz Ayeti"

diye adlandırırlardı. Mecma-ul Beyan tefsirinde deniliyor ki: "Bunun

nedeni şudur: Ana-babasız ve çocuksuz ölen kişinin mirası hakkında

iki ayet nazil olmuştur. Biri kış mevsiminde inmiş ve Nisâ

suresinin giriş kıs-mında yer alır, diğeri de yazın nazil olan şu ayettir."

Aynı eserde, Ebu Şeyh'in Feraiz adlı eserde Bera'dan şöyle rivayet

ettiği belirtilir: "Resulullah'a (s.a.a) kelâle'nin kim olduğu soruldu.

'Çocuktan ve babadan başkasıdır.' buyurdu."

 

Tefsir-ul Kummî'de müellif şöyle diyor: Bana babam anlattı. O

da Ibn-i Ebu Umeyr'den duymuş. Ona Ibn-i Üzeyne Bukeyr'den aktarmış

ki, Imam Bâkır (a.s) şöyle buyurdu: "Adamın biri ölse ve geride

mirasçı olarak bir kız kardeşi kalsa, ayetin hükmünce ona mirasın

yarısı verilir. Tıpkı adamın kız çocuğu olması durumunda mirasın

yarısını alacağı gibi. Eğer adamın ondan daha yakın bir akrabası

yoksa, mirasın diğer yarısını da yine kız kardeş, akrabalık

hükmünce alır. Kız kardeş yerine, erkek kardeş mirasçı olsa,

mirasın tümünü alır. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Fakat

 

268 ....................................... El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

(ölen) kız kardeşinin çocugu yoksa, erkek kardeş ona tamamen

vâris olur." Şayet mirasçılar iki kız kardeş olurlarsa, üçte ikilik bir

payı ayetin hükmünce alırlar; geriye kalan üçte birlik payı da akrabalık

payı hükmünce alırlar. Şayet mirasçılar kadın-erkek karışık

kimseler olsalar, erkeğe iki kadının payı kadar bir pay verilir. Bütün

bunlar, ölen kişinin çocuğunun, anne-babasının veya eşinin

olmaması durumunda geçerlidir."

 

Ayyâşî kendi tefsirinde, bu rivayetin devamını çeşitli kanallardan

Imam Bâkır (a.s) ve Imam Sadık'tan (a.s) rivayet eder.

Tefsir-ul Ayyâşî'de Bükeyr'den şöyle rivayet edilir: Bir adam

Imam Bâkır'ın (a.s) yanına geldi ve ona, geride mirasçı olarak kocasını,

ana bir kız kardeşlerini ve baba bir kız kardeşini bırakan bir

kadının mirasının nasıl paylaşılacağını sordu. Imam buyurdu ki:

"Kocaya mirasın yarısı verilir. Bu, altı paydan üç paya denk düşer.

Ana bir kız kardeşlere üçte bir verilir. Bu da altı paydan iki paya

denk düşer. Baba bir kız kardeşlere de bir pay verilir."

Adam şöyle dedi: "Zeyd'in, Ibn-i Mesud'un, Ehlisünnet'in ve

kadı-ların paylaşımı bundan farklıdır, ey Ebu Cafer! Diyorlar ki: Ana

bir ve baba bir kız kardeşe üç pay verilir. Bu da altıda bir paya

denk düşer. Böylece payı altıdan sekize kadar yükseltirler." Imam

Bâkır (a.s) buyurdu ki: "Bunu neye dayanarak söylüyorlar?" Adam

şu karşılığı verdi: "Çünkü yüce Allah, 'bir kız kardeşi bulunan kimse

(erkek kardeş) ölürse, bıraktıgının yarısı o kız kardeşindir.' buyuruyor."

Bunun üzerine Imam Bâkır (a.s) şöyle buyurdu: "Madem ki

Allah'ın emrini kanıt gösteriyorsunuz, neden erkek kardeşin payını

eksiltiyorsunuz? Çünkü yüce Allah, kız kardeş için mirasın yarısını,

erkek kardeş için de tümünü öngörmüştür. Bir şeyin tümü yarısından

daha fazladır. Nitekim Allah kız kardeş için, 'bıraktıgının yarısı

o kız kardeşindir.' ve erkek kardeş için de, 'kız kardeşinin çocugu

yoksa, ona -yani geride bıraktığı bütün mala- tamamen vâris olur.'

buyurmuştur. Siz ise, miras paylaşımınızda Allah'ın bütün malı

verdiği erkek kardeşe bir şey vermezken, Allah'ın malın yarısını

 

Nisâ Sûresi 176 ................................................................. 269

 

vermeği emrettiği kimseye tümünü veriyorsunuz!" [c.1, s.287]

 

ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde şöyle deniyor: Abdurrezzak, Ibn-i

Münzir, Hakim ve Beyhaki Ibn-i Abbas'tan şöyle rivayet ederler:

Adamın biri İbn-i Abbas'a şöyle sordu: "Bir kimse ölür ve geride

mirasçı olarak bir kız çocuğu ve ana-baba bir kız kardeş bırakırsa,

bunun mirası nasıl paylaşılır?" Ibn-i Abbas dedi ki: "Kız çocuğu mirasın

yarısını alır. Kız kardeşe de bir şey verilmez. Mirasın geri kalanı

da baba yönünden akrabalara verilir." Buna karşılık ona denildi

ki: "Ama Ömer kız kardeş için de mirasın yarısını

öngörmektedir." Ibn-i Abbas şu karşılığı verdi: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz,

Allah mı? Allah diyor ki: 'Eger çocugu olmayıp bir kız

kardeşi bulunan kimse (erkek kardeş) ölürse, bıraktıgının yarısı o

kız kardeşindir.' Siz ise diyorsunuz ki: Adamın çocuğu olsa da, mirasının

yarısı kız kardeşinindir!"

 

Yukarıda sunduğumuz rivayetlerin içerdiği anlamı destekler

mahiyette başka rivayetler de vardır.

 

270 ............................................. El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

 

 

 

Mizân Tefsiri, Cilt:5

 

272 ........................................ El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

 

Mâide Sûresi 1-3 ..............................................................

 

272 ........................................ El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

1- Ey inananlar! (Yaptığınız) akitleri yerine getirin. Ihramlı iken

avı helâl saymamak üzere, size (haram oldukları) okunacaklar dışında

kalan dört ayaklı hayvanlar size helâl kılındı. Allah şüphesiz,

dilediği hükmü verir.

 

Mâide Sûresi 1-3 ............................................................. 273

 

2- Ey inananlar! Ne Allah'ın işaretlerine (hac ibadetlerine), ne

haram aya, ne (işaretsiz) kurbana, ne gerdanlıklı kurbanlara ve ne

de Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Hara-m'a yönelenlere

saygısızlık etmeyin. Ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi

Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan

kininiz, sizi haddi aşmaya sürüklemesin. Iyilik ve takva üzerinde

yardımlaşın; günah ve haddi aşma üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan

korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.

 

3- Size (şunlar) haram kılındı: Leş, kan, domuz eti, Allah'tan

başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulmuş, yukarıdan düşmüş,

boynuzlanmış ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanarak ölmüş

olan hayvanlar -henüz canları çıkmadan kestikleriniz hariç-,

dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar ve (hayvanın etini) fal

oklarıyla bölmeniz. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün inkâr edenler,

sizin dininizden umudu kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın,

benden korkun. Bugün sizin dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi

tamamladım ve size din olarak İslâm'a razı oldum. O hâlde kim,

(istekle) günaha yönelmeden açlık hâlinde dara düşerse, (bunlardan

yiyebilir; çünkü) Allah hiç şüphesiz bağışlayan ve esirgeyendir.

 

AYETLERIN AÇIKLAMASI

 

Surenin girişi ve son bölümü, ayetlerinin geneli, bu ayetlerin

kapsadığı hükümler, öğütler ve kıssalar üzerinde durup düşündüğümüz

zaman, surenin kapsamlı hedefinin verilen sözlerin tutulmasına,

ne şekilde olursa olsun hakkın gözetildiği antlaşmalara

bağlı kalınmasına, bunları çiğnemekten, gereklerine aldırış etmemekten

azami ölçüde kaçınılmasına ilişkin bir çağrı olduğunu

görürüz. Bu çağrı bağlamında, ilâhî sünnetin sakınıp iman edenlerin,

daha sonra Allah'tan korkup da ihsanda bulunanların rahmete

kavuşmaları, işlerinin kolaylaştırılması ve yüklerinin hafifletilmesi,

buna karşılık azgınlaşanların, antlaşmaları çiğneyenlerin, sözlerinin

gereklerini yerine getirmeyip akitlerinin dışına çıkanların, din-

 

274 ............................................ El-Mîzân Fî Tefsîr-il Kur'ân – c.5

 

de sorumluluk gerektiren misakların sınırlarını çiğneyenlerin işlerinin

zorlaştırılması ve yüklerinin ağırlaştırılması şeklinde cereyan

ettiği ifade edilmektedir.

 

Bu yüzden surenin cezaî müeyyideler ve kısasla ilgili birçok

hükmü, Mâide (Sofra) kıssası, Mesih'in dileği ve Âdem'in iki oğlunun

kıssası gibi bölümler içerdiğini, İsrailoğullarınca işlenen birçok

zulme, kendilerinden alınan sözlere ve pekiştirilmiş akitlere aykırı

hareket edişlerine işaret edildiğini görüyoruz. Yine surenin, yüce

Allah'ın birta-kım lütuflarla insanları minnet altında bıraktığını dile

getiren ayetler içerdiğini görürüz. Örneğin: Dini kemale erdirmek,

nimeti tamamlamak, iyi ve temiz şeyleri helâl kılmak, onlara güçlük

ve zorluk çıkarmayı dilemeksizin insanları arındıracak yasalar

koymak gibi.

 

İşte bu tür uyarılar, surenin iniş zamanının atmosferiyle uygun

ve onunla örtüşmektedir. Çünkü nakil ehli, yani tarihçiler ve

muhaddİsler arasında, bu surenin Resulullah'a (s.a.a), hayatının

sonlarında inen en son uzun sure olduğu hususunda herhangi bir

ihtilaf yoktur. Gerek Sünnî ve gerekse Şiî rivayetlerde bu surenin

mensuh olmayıp nasih olduğu belirtilir. Dolayısıyla Allah'ın kullarından

almış olduğu sözlere bağlılığın tavsiye edilmesi ve akitlerinin

sağlam tutulmasının istenmesi, surenin bu özelliğine uygun

düşmektedir.

 



Geri   İleri
Go to TOP